Haberler:

SMF - Just Installed!

Ana Menü

Kayıp Gökkuşağının Peşinde

Başlatan Haceli, Ağu 18, 2026, 03:33 ÖÖ

« önceki - sonraki »

Haceli

Kayıp Gökkuşağının Peşinde

Küçük bir kasabada, her sabah penceresinden gökyüzüne bakan ve hiç gülümsemeyen bir kız çocuğu yaşarmış. Adı Ela'ymış.

Ela, diğer çocuklar gibi top oynamaz, salıncakta sallanmazmış. Çünkü onun en sevdiği şey, yağmurdan sonra gökyüzünde beliren gökkuşağıymış. Ama kasabalarına bir türlü yağmur yağmıyor, gökkuşağı da bir daha ortaya çıkmıyormuş. Günler geçmiş, aylar geçmiş, Ela her akşam balkona çıkıp "Gökkuşağım neredesin?" diye sessizce fısıldarmış.

Bir gece, rüyasında minik, tüylü, pembe gözlü bir tavşan görmüş. Tavşan, patisinde küçük bir pusula tutuyormuş.
"Ela," demiş tavşan, "Gökkuşağın kaybolmadı, sadece renklerini unuttu. Onu bulmak istiyorsan, Kasabanın Sonundaki Unutulmuş Orman'a gitmelisin. Ama dikkat et, orada her şey renksizdir!"

Ela uyandığında bunun bir rüya olmadığını anlamış. Çünkü yastığının ucunda, tıpkı rüyadaki gibi küçük, eski bir pusula duruyormuş.

Sabah erkenden, sırtına küçük bir çanta almış, içine bir şişe su ve annesinin yaptığı kurabiyelerden koymuş. Tam kapıdan çıkarken, apartmanın alt katında oturan Kuzey adındaki arkadaşıyla karşılaşmış. Kuzey, her zaman elinde bir defter ve renkli kalemlerle gezen, çizmeyi seven bir çocukmuş.

"Nereye böyle?" demiş Kuzey.
"Gökkuşağını bulmaya!" demiş Ela heyecanla.
"O zaman yalnız gitme! Renkleri ben bilirim, belki yardım ederim." diyerek Kuzey de arkasından atılmış.

İkisi birlikte, evlerinin arkasındaki tepeyi aşmışlar. Tepeyi geçtiklerinde, kasabanın hiç bilmedikleri bir yüzü çıkmış karşılarına: Unutulmuş Orman. Ama bildikleri ormanlara hiç benzemiyormuş bu. Ağaçlar gri, çiçekler soluk ve toprak bembeyazmış. Sanki biri tüm renkleri silmiş gibi...

Ormanın girişinde karşılarına küçük, huysuz bir sincap çıkmış. Sincabın tüyleri de griymiş ama gözleri parıl parıl parlıyormuş.
"Geri dönün!" demiş sincap tiz bir sesle. "Bu ormanda renk yok! Gökkuşağı burada yaşamaz."
"Ama gökkuşağımızı çok özledik," demiş Ela, gözleri dolarak. "O olmadan gökyüzü çok boş."
Sincap başını eğip düşünmüş. Sonra, "Peki ama size bir şey söyleyeyim," demiş fısıltıyla. "Ormanın tam kalbinde, 'Renk Çeşmesi' vardır. Gökkuşağı, renklerini oraya unutmuş. Onu yeniden renklendirmek için en değerli şeyinizden birer damla vermeniz gerekir."

Ela ve Kuzey, korkarak ama birbirlerine sımsıkı sarılarak ormanın derinliklerine doğru yürümeye başlamışlar. Yolda, rengi solmuş bir kuş görmüşler. Kuş, yuvasına uçamıyormuş çünkü kanatları o kadar renksizmiş ki, uçma gücünü kaybetmiş.
Kuzey, defterindeki sarı kalemi çıkarıp kuşun kanadına hafifçe dokunmuş. Sarı renk kuşa geçer geçmez, kuşun tüyleri parlamış ve kuş cik cik diyerek neşeyle uçup gitmiş.
"Demek ki renkleri paylaşmak onları güçlendiriyor!" demiş Kuzey.

Biraz daha ilerlediklerinde, ağlayan bir çiçek görmüşler. Çiçeğin yaprakları o kadar beyazmış ki, güneşe doğru açılamıyormuş. Ela, çantasından çıkardığı annesinin kırmızı boyalı kurabiyesini kırıp bir parçasını çiçeğin toprağına serpmiş. Kırmızı renk topraktan çiçeğin köklerine yayılmış. Çiçek birden kıpkırmızı olmuş ve gülümsemiş.

Derken ormanın kalbine, Renk Çeşmesi'nin başına varmışlar. Ama çeşme bomboşmuş, içinde sadece gri bir su varmış.
Sincap yanlarına gelmiş ve "Şimdi en değerli şeyinizden birer damla bırakın," demiş.

Ela, çantasından en sevdiği mavi deniz kabuğunu çıkarmış. (Bu kabuk, babasının ona getirdiği en kıymetli hatıraymış.) Kabuğu çeşmeye bırakmış. Kuzey ise, hiç ayrılmadığı yeşil kalemini çeşmenin kenarına koymuş. İkisi de ellerini tutmuş, gözlerini kapatmışlar ve tüm kalpleriyle "Lütfen gökkuşağımız geri gelsin!" dilemişler.

Bir anda çeşmeden koskocaman, pırıl pırıl bir su fışkırmış. Bu su, tüm ormana yayılmış. Ağaçlar yeşermiş, çiçekler sarı, mor, pembe olmuş, kuşlar rengârenk kanatlarıyla uçmaya başlamış.

Ve o sırada, kasabanın üzerinde minik minik yağmur damlaları belirmiş. Ela ve Kuzey, ormanın çıkışına koşmuş. Gökyüzüne baktıklarında, devasa, koskocaman ve en önemlisi her zamankinden daha parlak bir gökkuşağı görmüşler. O kadar parlaktı ki, tüm kasaba halkı evlerinden fırlamış ve gökkuşağına bakıp neşeyle gülümsemiş.

Eve döndüklerinde Ela, annesine sımsıkı sarılmış. Annesi, "Ela, gözlerinin içi gökkuşağı gibi parlıyor. Ne yaptın?" diye sormuş.
Ela, "Gökkuşağının sadece gökyüzünde olmadığını öğrendim anne. O, paylaştığımız renklerde ve arkadaşlığımızda saklıymış!" demiş.

O günden sonra, Unutulmuş Orman artık unutulmamış. Herkes oraya gidip, ağaçlara, kuşlara ve çiçeklere bakarak mutlu olmuş. Ve her yağmur sonrası, Ela ile Kuzey balkona çıkıp birlikte gökkuşağını selamlarlarmış.

Çünkü biliyorlarmış ki; gerçek renkler, paylaşıldıkça çoğalır.

SON.